Designed and built with care, filled with creative elements

Top
Image Alt

Zorlanan ve Sıradışı Çocuklar

  /  Çocuk Eğitimi   /  Zorlanan ve Sıradışı Çocuklar

Zorlanan ve Sıradışı Çocuklar

​​​​Bazı çocuklar coşkuyla bir “yaşam şarkısı” tutturmuş giderken, bazıları “yaşam sancısı” çekerler, matem ve isyan hali sürekli onları tökezleten bir döngü haline gelir.

Hayatı güle oynaya karşılayan, değişiklikleri yumuşak bir şekilde geçen, yaşama uyumu kolay, ebeveynin yanında huzur bulduğu çocuklara eşlik etmek kolaydır.

Peki ya “zor” dediğimiz, aslında “zorlanan” çocuklara eşlik etmek o kadar da kolay mı? 

Diğerlerine göre daha hassas, kırılgan, duyarlı, meraklı, coşkulu, anlaşılmadığında ise haddinden fazla öfkeli bu çocukları yeterince tanıyıp ayırabiliyor muyuz diğerlerinden? 

Anne-babalar olarak bizi biraz zorlayan çocuklarımızı “Zor Çocuk” olarak etiketlemeye meyilliyiz. 

Örneğin 2 yaş sürecinin her çocuk için zor olduğunu bilmeyen bir anne, çocuğuyla inatlaşıp sürtüşerek onu zor bir çocuk haline getirebilir. 

Bu yazı dizisinde bahsedeceğim çocuklar, ailesinin eksik bilgi ve yanlış davranışları sonucu, zorlaşmış çocuklar değil. 

Bunun altını kalın çizgilerle çizmeliyiz. Konumuz; zorlanan ve sıradışı olan çocuklar. 

Gelin bu çocukları biraz daha yakından tanıyalım.

  1. Mizaçları neşeden çok hüzne yatkın, sükunetten çok coşkuya yatkın olan bu çocuklar, bir başkasının duygusal yükünü almaya çok müsaittir. Özellikle anne-babalarının. Hiçbir zaman vurdumduymaz, pervasız ve kendi gemisini yürütmenin peşinde olamazlar. (Eğer hassas çocuğun süreç içinde duygularıyla alay edildi ve kabul görmediyse kendi kendisini duyarsızlaştırma yoluna gidebilir.)
  2. Negatif havayı sünger gibi çekip içselleştirebilirler. Acı, kaygı, korku gibi duyguları tetikleyen anları, defalarca aynı hissiyatla yaşayabilirler. Örneğin, asansörden korkan bir ebeveynin korkusunu alıp her asansöre binerken tekrarlayabilirler.
  3. Geçişlerde haddinden fazla zorlanırlar. Eve girmek, evden çıkmak, sütten ayrılmak, bezi bırakmak, okula başlamak gibi pek çok rutin, onlar için hayli zordur. Alışkanlıklarını devam ettirme hususunda aşırı kuralcı olabilirler. Bununla birlikte uyku ve yemek düzenini belli bir rutine bağlamakta zorlanabilirler. Bu çocukların ebeveynleri genelde uykusuzdur.
  4. Her ne yaşıyorlarsa bunu diğerlerinden daha yoğun yaşarlar. Çılgınca ağlar, coşkuyla kahkaha atar, avaz avaz şarkı söylerler. Tepkileri daima güçlüdür. Uyanık kaldıkları saatlerin tamamında ebeveynlerini meşgul ederler.
  5. “Bunda rahatsız olacak ne var?” diye düşündüğümüz pek çok şey onlar için rahatsız edici ve fazladır. Normal insanları rahatsız etmeyen ses (müzik), etraftaki hareketlilik, insan kalabalığı (bazen 3 kişi bile kalabalıktır), görsel çeşitlilik, farklı bir mekan… Giysileriyle başı derttedir, çorapları sıkar yada çorapsız dolaşmaz, pantolonun kemeri batar, kazağın tüyü kaşındırır. Farklı tadları denemeye mesafeli olabilir, birkaç çeşit dışında ağzına yemek koymayı reddedebilir. Yada tad duyusu yokmuşçasına önüne ne gelirse yiyebilir. Çok hareketli ve bir türlü yorulmayan da çok hareketsiz ve hemen yorulan da olabilir. (Duyusal eşiği altta yada üstte olabilir)
  6. Diğer çocuklara nazaran çok daha şematik düşünebilir bu çocuklar. “Ahmetlerle birlikte parka gideceğiz ve orada kek yiyeceğiz” diye bir plan yapmış olalım. “Ahmet, park, kek” şemasına “mutluluk” duygusu yükler, “Ahmet, park, poğaça” diye şema bozulunca, yani beklenmedik bir sürpriz çıkınca “Neden kek yok?” diyerek bütün günü kendilerine ve doğal olarak etrafındakilere zehir edebilirler. En keyifli günlerde bile mutsuz olacak şeyleri bulabilirler.
  7. Küçük şeylere takılmaları, genel mutluluk tablosunu ıskalamalarına neden olabilir. Plansız gelişen durumları “Bu da böyle olsun” şeklinde tolere etmeleri bir hayli zordur. Regülasyon becerileri, kendi kendilerini yatıştırma kabiliyetleri oldukça düşüktür. Yavaş, planlı, öngörülebilir ve sakin bir yaşam isterler.
  8. Kendileri için önemli olan şeye hemen kilitlenirler. Hedef odaklı, asla vazgeçmeyen, istediğini elde edinceye kadar mücade etmekten ve tartışmaktan kaçınmayan en nihayetinde ebeveynini yenik düşüren çocuklardır. Enerjileri asla bitmez.
  9. Okul dönemi ve akademik öğrenmeye başlamasıyla birlikte dikkat ve odaklanma problemleri baş göstermeye başlayabilir. Öğretmenin sesi yada annenin sesi onun için uyaranlar arasında önemli bir bilgi değildir, beyin o sesi veya talebi eler, sokaktan gelen bir korna sesini onun için daha önemli bir bilgi halinde ona sunar ve odağını oraya kaydırır. Yapmak istedikleri şeylere dikkat sorunu yaşamadan saatlerce odaklanabilirler.
  10. Sevgi ve fedakarlık hususunda fazla yeteneklidirler. Anlatılmayan dertleri bile fark eder, her derde deva bulmak için kendilerini paralarlar. Toplumsal sorumluluk ve sosyal adalet duyguları fazlaca gelişmiştir. Dünya onlar için ciddi bir yerdir. Analitiktirler, deneyimleri titizlikle gözden geçirir, hataları bulur, fikirler üretirler.

Peki zorlanan ve sıradışı çocuklar neden böyle?

Araştırmalar bunun hem mizaçla hem de beyinle doğrudan ilişkili olduğunu söylüyor. Yani, bu çocukların beyinleri uyaranlara karşı daha hassas ve açık. Beş duyu organları, normalden daha fazla veriyi detaylı ve derinlemesine alıp beyne iletiyor. Bunlara vestibüler (hareket ve denge) ve propsiyosepsion (vücut farkındalığı) duyularını da eklediğimizde onları anlamamız daha kolay oluyor.

Örneğin, acı çeken insan resimlerine baktıklarında, FMRI cihazı, ayna nöronlarının daha aktif olduğunu gözlemliyor.

Temel felsefe şu; “Çocuklar eğer yapabiliyorlarsa bir şeyin en iyisini yaparlar.” Yani herkes gibi gülüp geçemiyorlarsa, takılıp kalıyorlarsa burada “farklı” bir durum var.

Prof. Dr. Ross W. Greene’a göre, “Bu çocuklarda bazı beceriler gelişmemiş.” Yani beynin stresi tolere etme, zorluklarla mücadele etme, problem çözme vb. bir takım becerileri diğerlerine göre daha “gelişmemiş.”

Gelişebilir mi? Tabii ki. Ama daha zor ve uzun bir süreçte. 

Peki bu çocuklarda iyi bir potansiyel ve güzel bir gelecek umudu yok mu?

Elbette.

Yaptıkları sıradışı şeyleri hayranlıkla izlediğimiz, kararlılık ve cesaretlerini takdir ettiğimiz yetişkinlerin çoğu işte bu sıradışı ve zorlanan çocuklardan oluşuyor. 

Zor(lanan) ve hassas çocuklarımızı tanımaya ve anlamaya çalışmak hepimiz için önemli. Ebeveynin “Ben neyi eksik yapıyorum, neden çocuğuma yetemiyorum?” yakınmaları bir nebze diniyor ve çocuğuna yardımcı olmanın yollarını aramaya başlıyor. 

Çocuğunuz diğerlerin göre daha farklı ve sıradışı. Beynindeki ve duyularındaki farklılık (fazlalık) onun yaşama uyumunu zorlaştırıyor. Ebeveynin bunu kabul etmesi ilk adım. Çünkü bunu kabullenmek demek otomatik olarak diğer bütün tezlerin çürümesi demek. Hani bilirsiniz şu “Bize inat mı yapıyor, neden damarıma basıyor, neden bu kadar bencilce kendi isteklerini tutturuyor?” tezlerini. Ve  sadece zorlayıcı davranışa odaklandığımız “Saatlerdir uyumadı, ağladı, susmadı, unutmadı” dediğimiz o kriz anlarını. 

“Çocuğumun benim yardımıma ihtiyacı var” demek, onu anlamaya ve hayatı hepimiz için kolaylaştırmaya dair ilk adım.

Araştırmalara göre zor(lanan) ve sıradışı çocukların ebeveynlerinden en az biri çocuğuyla aynı özellikte. Yani bir çeşit “gen aktarımı.” 

“Hep annesinin/babasının yüzünden” demek için bilimsel sebeplerimiz de var yani.

Bu aslında iyi bir durum, çünkü sıradışı ebeveyn kendisine benzeyen çocuğunu daha kolay anlayabiliyor. 

Kötü haber ise, sıradışı ebeveyn kendisiyle barışık değilse sıradışı çocuğuna karşı daha öfkeli ve toleranssız olabiliyor. Kendisine olan kızgınlığını, çocuğu üzerinden devam ettirebiliyor.

O halde Zor(lanan) ve Sıradışı Ebeveynlere de bir göz atalım. 

Hassas çocuklarda akran zorbalığı konusunu da es geçmemeliyiz, dilerseniz seminer notlarımıza göz atabilirsiniz.